TERCİHİNİZ AMERİKA MI?

Coğrafi Verileri
Konum: Kuzey Amerika'da, Kuzey Atlas Okyanusu ve Kuzey Pasifik Okyanusu kıyısında, Kanada ile Meksika arasında yer alır.
Coğrafi konumu: 38 00 Kuzey enlemi, 97 00 Batı boylamı
Haritadaki konumu: Kuzey Amerika
Yüzölçümü: 9,631,420 km²
Sınırları: toplam: 12,248 km
Sınır komşuları: Kanada 8,893 km (2,477 km Alaska dahil), Küba 29 km, Meksika 3,326 km
Sahil şeridi: 19,924 km
İklimi: Çoğunlukla ılıman, Hawaii ve Florida'da tropikal, Alaska'da arktik, Mississippi Nehri kıyısında yarı bozkır, güneybatıda çorak iklim görülür.
Arazi yapısı: Geniş merkez ovası, batıda dağlar, doğuda tepelikler ve alçak dağlar, Alaska'da engebeli dağlar ve geniş nehir vadileri, Hawaii'de engebeli, volkanik arazi
Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Death Valley -86 m ,
en yüksek noktası: McKinley Dağı 6,194 m
Doğal kaynakları: Kömür, bakır, kurşun, molibden, fosfat, uranyum, boksit, altın, demir, cıva, nikel, potas, gümüş, tungsten, çinko, petrol, doğal gaz, kereste
Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %18
daimi ekinler: %0
otlaklar: %25
ormanlık arazi: %30
diğer: %27 (2005 verileri)
Sulanan arazi: 223,850 km² (2005 verileri)
Doğal afetler: Volkanlar, depremler, kasırgalar, toprak kaymaları, tsunami
Nüfus Bilgileri
Nüfus: 298,444,215 (Temmuz 2006 verileri)
Nüfus artış oranı: %0.91 (2006 verileri)
Mülteci oranı: 3.18 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini)
Bebek ölüm oranı: 6.43 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini)
Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 77.85 yıl
erkeklerde: 75.02 yıl
kadınlarda: 80.82 yıl (2006 verileri)
Ortalama çocuk sayısı: 2.09 çocuk/1 kadın (2001 tahmini)
Ulus: Amerikalı
Nüfusun etnik dağılımı: beyaz %81.7, zenci %12.9, Asyalı %4.2, Kızılderili %1, Hawai ve diğer Pasifik Ada yerlileri %0.2 (2003)
Din: Protestan %52, Roma Katolikleri %24, Musevi %1, diğer %12, inançsız %10 (2002)
Diller: İngilizce, İspanyolca
Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler
toplam nüfusta: %99
erkekler: %99
kadınlar: %99 (2003 verileri)

Yönetimi
Ülke adı: Resmi adı: Amerika Birleşik Devletleri kısaltma: US yada USA (ing.), ABD (tr)
ingilizce: United States
Yönetim biçimi: Federal Cumhuriyet
Başkent: Washington, DC
İdari bölümler: 50 eyalet ve 1 bölge; Alabama, Alaska, Arizona, Arkansas, California, Colorado, Connecticut, Delaware, Kolombiya, Florida, Georgia, Hawaii, Idaho, Illinois, Indiana, Iowa, Kansas, Kentucky, Louisiana, Maine, Maryland, Massachusetts, Michigan, Minnesota, Mississippi, Missouri, Montana, Nebraska, Nevada, New Hampshire, New Jersey, New Mexico, New York, Kuzey Carolina, Kuzey Dakota, Ohio, Oklahoma, Oregon, Pennsylvania, Rhode Adası, Güney Carolina, Güney Dakota, Tennessee, Texas, Utah, Vermont, Virginia, Washington, Batı Virginia, Wisconsin, Wyoming
Bağımlı toprakları: Amerikan Samoa, Baker Adaları, Guam, Howland Adası, Jarvis Adası, Johnston Atol, Kingman Rsifi, Midway Adaları, Navassa Adası, Kuzey Mariana Adaları, Palmyra Atolu, Porto Riko, Virgin Adaları, Wake Adası
Bağımsızlık günü: 4 Temmuz 1776 (Büyük Britanya'dan)
Milli bayram: Bağımsızlık günü, 4 Temmuz (1776)
Anayasa: 17 Eylül 1787, 4 Mart 1789 tarihinde yeniden düzenlenmiştir.
İletişim Bilgileri
Kullanılan telefon hatları: 268 milyon (2003)
Telefon kodu: 1
Radyo yayın istasyonları: AM 4,789, FM 8,961, kısa dalga 19 (2005)
Radyolar: 575 milyon (1997)
Televizyon yayını yapan istasyonlar: 2,218 (2006)
Televizyonlar: 219 milyon (1997)
Internet kısaltması: .us
Internet servis sağlayıcıları: 7,800 (2000 verileri)
Internet kullanıcıları: 205,326,680 (2006)

Ulaşım ve Taşımacılık
Demiryolları: 226,605 (2004)
Karayolları: 6,407,637 km (2004)
Su yolları: 41,009 km
Boru hatları: petrol ürünleri 244,620 km; doğal gaz 548,665 km (2003)
Limanları: Anchorage, Baltimore, Boston, Charleston, Chicago, Duluth, Hampton Roads, Honolulu, Houston, Jacksonville, Los Angeles, New Orleans, New York, Philadelphia, Canaveral Limanı, Portland (Oregon), Prudhoe Bay, San Francisco, Savannah, Seattle, Tampa, Toledo
Hava alanları: 14,858 (2006 verileri)
Helikopter alanları: 149 (2006 verileri)
http://www.turkish-media.com/tr/states/index.html
Ana Şehirler
· Atlanta, GA
· Austin, TX
· Baltimore, MD
· Boston, MA
· Chicago, IL
· Cleveland, OH
· Dallas, TX
· Denver, CO
· Detroit, MI
· Hartford, CT
· Houston, TX
· Kansas City, MO
· Las Vegas, NV
· Los Angeles, CA
· Miami, FL
· Milwaukee, WI
· Minneapolis, MN
· New York, NY
· Philadelphia, PA
· Phoenix, AZ
· Pittsburgh, PA
· Portland, OR
· Sacramento, CA
· Salt Lake City, UT
· San Antonio, TX
· San Diego, CA
· San Francisco, CA
· Seattle, WA
· St. Louis, MO
· Washington, DC
· More Major Metros...
Orlando
Büyülü diyarlarda eğlenmek isteyenlerin şehridir Orlando. 1971'de kurulmuş olan Disney World son yıllarda neredeyse şehrin varoluş nedeni olmuştur. Bir yıl içinde 40 milyon insanın turist olarak ziyaret ettiği bu şehirde sokakta karşılaşacağınız her iki kişiden biri ya turisttir ya da geçimini turizm sektöründen kazananmaktadır..
Resmi kuruluşu 1850'lere dayanan şehrin kayda değer bir tarihi olduğunu söylemek zor. Bu yüzyıl başındaki en büyük geçim kaynağı turunçgiller olan şehrin çehresi 1970'lerden itibaren "theme park" adı verilen eğlence parklarının gelişmesiyle bambaşka bir hal almıştır. Çevresinde kurulmuş olan NASA'ya bağlı bazı kurumlara ve ordunun bazı üslerine yakınlığı ile de ilgi çekici bir şekilde son yıllarda tabir uygunsa Florida'nın Silikon Vadisi konumuna gelmiştir.
Şehir, San Francisco, Miami, Los Angeles ve New York'un ardından Amerika'nın yabancı turistler tarafından en çok ziyaret edilen şehri ve Las Vegas'tan sonra en fazla yatak kapasitesi olan Amerikan şehri olma özelliğini taşır.
Orlando sıcak bir iklime sahiptir. Hem yaz hem de kış aylarında hava sıcaktır. Ancak güneşi görmek maalesef her zaman mümkün olmaz. Haziran-Eylül arasında yağmur ortalama iki günde bir yağarken, yılın geri kalan aylarında her dört günde bir ortalama yağmur yağar. Yağmurun sıkça yağdığı bu şehirde tahmin edileceği gibi nem oranı da %70-80'lerde gezer. Özellikle yaz aylarında 30 derece sıcaklık ve %90 nem oranında sokağa çıkmak çok zor olur.
Orlando'ya gelmek için en güzel zaman, yağışın daha az olduğu ve okulların açıldığı Eylül sonu Ekim başıdır. Özellikle yazın yerel okulların da tatilde olduğu dönemlerde theme parklarda uzun kuyruklarda beklemeniz gerekecektir. Ayrıca Eylül-Ekim aylarında yatak fiyatlarının da yılın diğer zamanlarına göre daha ucuz olduğunu söylemek mümkündür.
Orlando'ya tatil için gelirseniz yapabileceklerinizin çokluğu şüphesiz başınızı döndürecektir. Ne yazik ki Orlando şehir içinde yürüyerek gezebileceğiniz neredeyse hiçbir yer yoktur. Ayrıca sayılı yerlerden saatte bir geçen otobüs seferlerinin de Orlando'ya gelen turistlerin ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olduğunu söylemek zor. Taksi ücretlerinin de çok pahalı olduğu düşünülürse şehre iner inmez ilk yapmanız gerekenin bir araba kiralamak olduğunu söylemeliyiz. Eğer şehre Orlando International havaalanından giriş yapıyorsanız havaalanında hem kalacak yerinizi hem de kiralık arabanızı ayarlamak mümkün olacaktır.
Son olarak birkaç detay verelim:
-Orlando'nun okyanusa kıyısı yoktur.
-Florida eyaletindedir.
-Rakımı 36 metredir.
-Şehrin neredeyse tamamı düz bir yüzeydedir.
-Nüfusu 176,500 civarındadır.
-Alan kodu 407'dir.
-Yerel saat Türkiye'nin 7 saat gerisindedir.
Las Vegas
Nevada eyaletinde bulunan Las Vegas, Amerika'nın en çok ziyaret edilen şehirlerinden biri olup, 24 saat canlı ve dinamiktir. Las Vegas gösterileri, fuarları, dünyaca ünlü casinoları, gece hayatı ve bitmeyen eğlenceleri ile başta Amerikalılar olmak üzere bütün dünyanın görmek istediği bir şehirdir. Şehre ilk geldiğinizde çölün ortasında bulunan bir hayalet kent gibi görünen Las Vegas, geceleri bitmeyen ışıkları, gündüzleri de her zaman var olan güneşi ile bilinir.
Las Vegas bir çok insan için kumarhaneler şehri olarak bilinse de bunun ötesinde milyonlarca insanın yaşadığı, Amerika'nın en hızlı büyüyen ekonomisine ve yerleşim kapasitesine sahip, kendine ait güzelliği olan bambaşka bir şehirdir. Milyonlarca insan tarafından her yıl ziyaret edilen bu şehirde yaşamak ilk başta kulağa çılgınca gelse de, bir süre sonra sizi de kendi büyüsü altına alır. Las Vegas gezip görülecek birçok eyaletin (California, Utah, Arizona) ortasında olduğu için lojistik açıdan da mükemmel bir yerdedir. Trafiğin yoğun olmadığı saatlerde Los Angeles'a 4 saatte gidebilirsiniz. Aynı şekilde Grand Canyon, Lake Powell, Deat Valley 4-5 saat uzaklıktadır.
Burada yaşam bahsettiğimiz gibi 7 gün 24 saat hiç durmaz. İstediğiniz her saatte kahvaltı veya akşam yemeği yiyebildiğiniz gibi, günün her saatinde açık bir yer bulabilirsiniz. Las Vegas genel olarak trafiği az olan ve daha çok sayfiye havasına bürünmüş bir şehirdir. Ayrıca kumarhanelerin dışında, bankaları, sigorta şirketleri ve inşaat şirketleri ile de bilinen Las Vegas, eyalet vergisinin olmaması açısından birçok şirket ve kuruluş tarafından tercih edilir.
Yılın 350 günü güneş olan Las Vegas'ta, yazlar gerçekten sıcak (ortalama 42-45 derece), kışları ise ılıman bir iklim göze çarpar. Gece ve gündüz arasında sıcaklık farkının, çöl ikliminden dolayı 15-20 dereceye çıktığı günler hatırı sayılacak kadar çoktur. Genel olarak yağmurun pek sık yağmadığı Las Vegas'ta (dünyanın en ünlü çöllerinden biri), 15-20 dakikalık yağmurlar şehir merkezi ve yakınlarında hasar verebilecek boyutta sellere sebep olur. Nem oranın oldukça düşük olması nedeniyle yüksek sıcaklığın sizi pek rahatsız etmemesine karşın, ilk geldiğinizde cildinizin kuruduğunu hissetmeniz oldukça olağandır.
Kısacası dünya üzerinde yaşayan herkesin merak ettiği ve mutlaka görmek istediği Las Vegas, turistik gezilerin dışında uzun dönemde de yaşanılabilecek bir yerdir. Turistleri kaldıkları süre boyunca hayaller diyarına götüren Las Vegas için, "Amerika gezilerinin görülecek yerler sıralamasında bir numaradır" diyebiliriz.
San Diego
San Diego'nun bir çok ünlü yerini, Traffic filminde La Jolla'yı, bir sinema klasiği olmuş Top Gun filminde Miramar Askeri Hava Alanı'nı belki gördünüz. Ama aslında La Jolla ve Miramar, San Diego şehrini oluşturan 99 semtden sadece ikisi. San Diego şehri polis araçlarının üzerinde de yazan ve şehrin sloganı haline gelmiş olan "The Finest City in America" (Amerika'nın en güzel şehri) olarak bilinir. Turist olarak gelen bir çok insanın San Diego'ya aşık olup yaşadıkları yerlere geri döndükleri de bir gerçektir.
1542'de İspanyollar'ın ilk defa keşfettiği San Diego ismini, 1602 yılında İspanyollar'ın üç ana keşif gemisinden birinin adı olan "San Diego" gemisinden almıştır. 1769 yılında resmi olarak kurulan San Diego şehri ticaret ve liman şehri olarak California eyaletini Meksika'ya bağlayan bir köprü durumuna gelmiştir.
Dört mevsim boyunca harika iklimi, hiç bitmeyen güneşi, masmavi Pasifik okyanusu, bir saat uzaklıktaki kayak merkezleri, rahat bir yaşam biçimi ve Meksika'ya olan sınırından dolayı ilginç bir etnik ve kültürel karışıma sahip olması, San Diego'nun akla gelen bir kaç özelliğidir. Rahat ve çekici ortamıyla, San Diego bölgesi bir çok Amerikalı'nın emeklilik hayallerini süsler. San Diego, Amerika'nın yedinci, California eyaletinin de ikinci en büyük şehri olmasına rağmen diğer büyük Amerikan şehirlerinin aksine karmaşadan uzak ve genel olarak sakin bir yaşam ortamı sunar.
San Diego'nun çoğu kişi tarafından bilinmeyen bir kaç özelliği ise; Batı kıyısındaki en büyük Deniz Piyade Üssü'ne (Marine) sahip olması ve aynı zamanda da Deniz Kuvvetleri'nin (Navy) büyük çoğunluğunun olduğu askeri bir şehir olmasıdır. Ayrıca, Samoa adalarından sonra dünya üzerindeki en büyük Samoali nüfusunun bulunduğu bölgedir. Daha önceden değindiğimiz üzere bir sinema klasiği olan Top Gun filminin büyük bir bölümü de bu bölgede çevrilmiştir. San Diego'yu Meksika'ya bağlayan "San Ysidro Border" dünyanın en işlek sınır kapısıdır. Dünyanın en büyük ve en ünlü hayvanat bahçesi olan "San Diego Zoo"da şehrin simgelerindendir.
Sağlıklı yaşama çok büyük önem veren, ve spora düşkünlüğü ile tanınan San Diego'yu Amerikan Futbolu Liginde "Chargers", beyzbol liginde ise "Padres" takımları temsil eder. 2003 yılında Amerikan Futbol Ligi finali olan "Super Bowl"a da 71,000 kişilik dev Qualcomm stadyumuyla ev sahipliği yapacak olan San Diego, güzel iklimi ve sunduğu geniş olanaklarıyla özellikle spor düşkünleri için bir cennettir.
Bir çok yüksek teknoloji ve biyomedikal firmaya da ev sahipliği yapan San Diego, teknoloji çevrelerinde "Silicon Valley"den esinlenerek, Qualcomm gibi büyük telekomunikasyon şirketlerinin merkezi olduğundan "Telecom Valley" olarak da bilinir.
Amerika'da yaşamak ya da turist olarak gelindiğinde gezmek için kesinlikle listenize almanız gereken bir yerdir San Diego...
Chicago
Chicago, Illinois eyaletinin Michigan gölü kıyısında kurulmuş olan, Amerika'nın üçüncü büyük ve Orta Batı'nın en büyük şehridir. İllinois eyaletinde Patawomi yerlileri tarafindan manası "güçlü/ulu" veya "yabani soğan" olan "Checaugou" olarak adlandırılmış Chicago nehrinin, Michigan Gölüne aktığı yerde 1837 de 4170 nüfus ile "Chicago" şehri kurulmuştur. Tren yolunun buradan geçmesi ile çok kısa sürede büyümüş, 8 Ekim 1871'de "Büyük Chicago Yangını" olarak tarihe geçen felaketle neredeyse tamamen yerle bir olmuştur. Şehirde Downtown'a gittiğinizde göreceğiniz "Water Tower" yani bir su deposu dışında bütün binalar yanmış ve 90 bin Chicago'lu evsiz kalmıştır. Bu felaketten sonra tekrar yapılanan ve kurulan şehre ilk geldiğinizde dikkatinizi çekecek düzen, diğer büyük şehirlerden Chicago'yu ayıran önemli bir özelliktir. State ve Madison caddelerini O-O noktası olarak alıp numaralandırılmış birbirine paralel ve dik dik kesen caddelerle şehrin büyük bir bölümünde kaybolmak imkansızdır.
"Windy City" yani rüzgarli şehir olarak tanınan Chicago, Jazz'ın, dünyanın en yüksek binası Sears Kulesi'nin ve daha birçok "ilk"in ev sahibidir. Chicago "Jazz"ın doğum yeri olarak müzikseverler için de çok büyük fırsatlar sunar. Blues ve Jazz barları tanınmış grupları misafir eder. Üstüste 4 kez NBA şampiyonu olan Michael Jordan'lu Chicago Bulls basketbol takımını şehre gelmemiş olanlar dahi tanırlar. Chicago'yu Amerikan futbolu liginde "Bears", beyzbol liginde "Cubs" ve "White Sox", buz hokeyi liginde "Hawks" ve futbol liginde "Fires" temsil eder.
Ayrıca şehir merkezinde Frank Lloyd Wright ve Mies Van Der Rohe gibi tanınmış mimarların tasarladığı çok sayıda yapıyı görmek mümkündür. 110 katı ile şu anda Amerika'nın en yüksek binası Sears Kulesi ve bunun dışında AON Binası, Hancock Kulesi gibi gökdelenin olduğu şehir ilk çelik gövdeli gökdelenin yapıldığı yerdir. 4.2 milyon ft2 alanı ile Merchandise Mart dünyanın en büyük ticari binası olup, Chicago Amerika'da Midwest'in en büyük ticari merkezidir. Chicago şehir merkezinin güneyindeki Chicago Board of Trade başta olmak üzere büyük şirketlerin bulunduğu Civic Center günde milyonlarca çalışanı çekmektedir. Bunun yanısıra ünlü okulları, yazın 4 ay halka açık plajları, Michigan Avenue üzerindeki "Magnificent Mile" yani "Muhteşem Mil" olarak adlandırılan ünlü mağazaların olduğu caddesi ve alışveriş merkezleri, Navy Pier ve Grant Park'daki festivalleri, göl boyunca binlerce yat ve bot bulunan marinaları ile her zaman hareketli bir şehirdir.
Chicago'ya ilk geldiğinizde Amerika'nın Los Angeles ve New York gibi diğer şehirlerine nispeten daha düzenli ve sakin olduğunu farkedeceksiniz. Şehir merkezini yürüyerek gezebilirsiniz. Kışın çok soğuk ve yazın sıcak havada dahi ne olursa olsun göl kenarında insanların spor yaptığı Chicago'da, taksiler dışında bol sayıda otobüs ve oldukça geniş bir bölgeye ulaşan raylı sistemi rahat ulaşım imkanı sağlar. Her büyük şehirde olduğu gibi geniş mutfak yelpazesinden örnekler sunan restoranları, çeşit çeşit bar ve gece kulüpleri, ünlü oyun ve müzikalleri misafir eden tiyatrolar, sinemalar, ve daha birçok mevsimsel aktivite ile her zevke uygun eğlence bulabilmek mümkündür.
Birçok Chicago'lu bile 19.yüzyılın sonunda politikacıların safsatalarından bıkmış olan bir gazetecinin Chicago'ya kazandırmış olduğu "Windy City" lakabının kışın gölden esen soğuk rüzgar nedeniyle verildiğini zannetmektedir. Chicago kışının soğuğuyla ünlüdür. Eylül ayının ortalarında soğuyan hava Aralık ayında yerini "Windchill" yani ayaz denilen soğuklara bırakır. Sonbahar ve ilkbahar genelde 3 haftadan fazla sürmez. Mayıs ayında ısınan havalarla beraber göl kenarında ve şehirdeki parklarda piknik yapabilir, bisiklet kullanıp trekking yapabilir; göl kenarında hakla açık 29 plajda göle girip, plaj voleybolu oynayabilir, gölde yelken veya sörf yapabilir, tekne ile gezebilir; şehir merkezinin kuzeyinde göl yakınındaki kanalda ve çevre nehirlerde kano ile gezebilirsiniz. Yaz sonunda ağaçların büründüğü muhteşem renk cümbüşünü yakalamak için çevre ormanlıklara gezi vaktini iyi ayarlamak gerekir. Kışın sert geçmesi nedeniyle şehre bu mevsimde gelmek isteyenlerin sık sık havaalanı ve yol raporlarını takip etmesi gerekmektedir.
Michigan gölü Kuzey Amerika'da birbirine bağlı beş büyük gölden oluşan "Büyük Göller"den üçüncü en büyük ve dünyanın altıncı en büyük tatlı su gölüdür. Gölün dibinde Navy Pier'in Deniz Kuvvetleri tarafından kullanıldığı zamanda burada yapılan tatbikatlarda kaza sonucu düşen 200 adet 2. Dünya Savaşı uçağı ve çeşitli sebeplerle batan binlerce gemi batığı bulunmaktadır. Bu batıkları özel dalış turları ve altı camlı gemi turları ile görmeniz mümkündür. Michigan gölünün tüm çevresinde olduğu gibi Chicago kıyısında da özellikle kuzey banliyolarda gemilere yön veren birçok ünlü "Işık Kulesi" bulunur. Michigan gölüne akan Chicago nehri üzerindeki özel ve ticari su taşımasının yapılmasına imkan veren açılan köprüler, Chicago'yu dünyanın en çok hareketli köprüsü olan şehri ünvanını vermiştir. Michigan Avenue üzerinde bulunan köprüden batıya bakarsanız nehrin göle açıldığı kanalı görürsünüz. Burası Süveyş Kanalı gibi su seviyesini düzenleyen kapaklı sisteme sahip bir kanaldır. Aynı yöne giden bütün bot ve tekneler kenarlara bağlandıktan sonra kapaklar kapatılır ve su seviyesi gidilecek yöne doğru ayarlanarak kapak gidiş yönü üzerindeki kapak açılır.
Chicago yaşayanları açısından çok kozmopolit bir yapıya sahiptir. Illinois şehrinin 12 milyonluk nüfusunun, 8 milyon kadarı Chicago metro bölgesinde, 3 milyona yakını ise sadece Chicago şehrinde yaşamaktadır. Polonyalılar, Yunanlılar ve İtalyanların en büyük etnik grupları oluşturduğu nüfus içinde birçok Afrikalı, Asyalı, Hispanik ve Yerli Amerikalı barındırmaktadır. Chicago merkezinin batısında Halsted ve Madison caddesinin kesiştiği civarda Greek Town'da bulunan restoranlarda tanıdık yemekleri bulabilir, "Türk Kahvesi" içebilirsiniz. "Little Italy", "Chinatown" ve "Pilsen" şehrin diğer etnik grupların ve yerel kuzinlerin yoğun olduğu bölgelerdir.
Yaşam masrafları açısından diğer metro şehirler ile hemen hemen aynı olan Chicago şehri devamlı büyümektedir. İş imkanları açısından değişik bir yelpazeye sahip olan Chicago, Sears, Motorola, Bank One, Boeing, McDonalds, Kraft, Caterpillar gibi çeşitli sektörlerden en büyüklerin yönetim merkezlerine ev sahipliği yapmaktadır.
New York
New York eyaletinde bulunan New York City, Amerika'nın en büyük şehri ünvanına sahip 24 saat canlı ve dinamik bir şehirdir. New York City aynı zamanda yabancı moda, medya, sanat, finans ve eğlence merkezi olarak da bilinir. Bu şehre geldiğinizde edineceğiniz ilk izlenim korkunç bir kalabalık, dünyanın her köşesinden her türden insanlar ve İstanbul'u aratmayacak kadar yoğun bir trafik olacaktır.

Burada yaşayacaksanız, sokakta takım elbisesinin altına 'rollerblade'lerini geçirip işine gitmeye çalışanlara, öğle tatilinde yine takım elbisesinin altına spor ayakkabılarını giyip yemeğe gidenlere, akşamları iş çıkışlarında insanların spor salonlarına koşuşturmalarına, son derece kötü araba kullanan taksi şoförlerine, caddelerde yer ızgaralarından çıkan dumanlara, altınızdan geçen metro yüzünden bastığınız yerin sürekli sallanmasına, dev gökdelenlerin gölgesinden güneş görmeyen sokaklara, arabanız varsa sürekli bir park sorununa ve otoparkların inanılmaz pahalılığına alışmanız fazla zaman almayacaktır. New York birçok insan için fırsatlar şehri olarak bilinir. Bu nedenle bu şehir çok fazla yabancı nüfus barındırmakta ve çok büyük oranda göç almaktadır. New York'ta yaşamın Amerika'nın birçok yerine oranla daha pahalı olduğu da başka bir gerçektir.
Los Angeles
Los Angeles… Amerika içindeki ayrı ülke. Kaliforniya eyaletinin gözbebeği, dünyanın en zengin şehirlerinden biri (eyalet olarak dünyanın beşinci en zengin bölgesi). Akla hayale sığmayacak genişlikte bulvarlar, ardı arkasına birbirine bağlı ve birbirinden meşhur sahiller, palmiye ağacının her türü, üzeri açık arabaların şehri…. Los Angeles… dünyaya sinemayı sunan şehir. Hayalleri yaptığı kadar hayalleri yıkan, verdiği kadar alan, göğsünü Pasifik Okyanusu’na, sırtını ise dağlara vermiş bir şehir. Los Angeles… zenginliğin boyutlarının test edildiği, mesafelerin ulaşılamadığı, turistlerin akın akın geldiği bölge. Mickey’nin, Spielberg’un, Spelling’in yuvası. Los Angeles….

1781’de şehire geldiklerinde 44 köylü İspanyol’un Downtown’a (şehir merkezi) verdikleri isim "El Pueblo de Nuestra Senora la Reina de Los Angeles" imiş. Yani, "Şehrimizin Leydisi, Meleklerin Kraliçesi". Bugün bu "Melekler Şehri"nde 140 ülkeden yüzlerce farklı etnik kökenli, yüzlerce farklı kültürel geçmişli insan bir arada yaşamakta. Los Angeles Meksikalılar, Ermeniler, Koreliler, Filipinliler, El Salvadorlular ve Guatemalalıların kendi ülkeleri dışında en yoğun yaşadıkları şehir. Nüfusla, herkesi her yönden besleyen birşey var yani anlayacağınız bu şehirde.
Asırlar boyunca Los Angeles şan, şöhret ve yılboyu sunduğu enfes iklimi ile çekmiş milyonları kendine. Yaklaşık 8 milyonluk nüfusun sadece ufak bir yüzdesi bugün o şan, şöhrete sahip olsa da, iklimi hakkında söylenen herşeyi fazlasıyla vermiş insanına LA. Doğu sahili bazen aylarca yerden kalkmayan karın altında sürünürken LA’de Şubat ayının ortasında sahilde güneşleniyor olmak hayal değildir.
Bir LA’liye ne zaman olursa olsun bir mesafeden diğerine gitmek için gerekli olan zamanı sorsanız "20 dakika" cevabını alırsınız. Gerçekte LA sınırları içinde malesef hiçbir yere ulaşmanız 20 dakika sürmez. Olağan trafik koşulları gözönüne alındığında LA içinde bir şehirden diğerine ulaşmak için bir saat tanımalısınız. LA trafiği gibi, (son yıllarda hızla azalmasına rağmen) suç oranı ve ırkçılık dalgaları da LA’in negatif taraflarındandır. Ve zamanında birinin dediği gibi "Eğer burası cehennemse, neden bu kadar popüler!?"
İlk bakışta LA kollarını her tarafa salmış dev bir metropolis gibidir. Bir belediyeden diğerine, bir şehirden ötekine geçiş belirsiz gelebilir. Santa Monica’yı Venice’den ayıran o nüansı görebilmek için bu şehirde yaşayıp havasını solumanız gerekir. Bir süre sonra LA’de gerçek anlamda farklı şehirciklerin olduğunu ve bunların yabana atılamayacak kadar çok sayıda olduğunu anlarsınız.
LA, Amerika’da araba kültürü en büyük olan şehirdir. Bu nedenle bu sayısız ufak şehircik arasında yol almak LA’li için son derece keyifli ve olağandır. Uçaktan inerken bakıldığında (ki gözünüzden kaçması olanaksızdır) matematik defterinin karelerini andıran bu dev şehirde yol bulmak neredeyse tek koridorlu labirentte çıkış kapısını bulmaya benzer. Şehirde çok kısa bir süre yaşadıktan sonra, LA’e ilk defa gelen birini gezdirdiğinizde hayretler içerisinde bunca yolu nasıl öğrendiğinizi soracaktır. Gülümseyerek “Çok kolay! Herşey birbirine paralel zaten” dediğinizi duyar gibi oluyorum.
Dünyanın başka hiçbir bölgesinde olmayan başka bir olaya da burada alışmanız gerekecektir. Yön tayini. Gerçek anlamda mantık sınırlarının ötesinde büyük olan bu şehirde bir noktadan diğerine gidişinizi tarif ederken insanlar sürekli olarak “101 ile kuzeye çık, oradan 405 kuzeyi al ve 138 ile doğuya doğru devam et” gibi cümleler kullanacaklardır. İnanması zor bile olsa bir süreden sonra hangi istikamette gittiğinizi siz de hisseder olacaksınız! Örneğin Beverly Hills içerisinde dolaşırken bir mağaza için Wilshire Bulvarı’nda Doheny ile Rodeo arasında, caddenin kuzey tarafında dediklerinde ilk önce Wilshire Bulvarını bulmalı, Doheny ile Rodeo’nun Wilshire’la kesiştiği yerleri tespit etmeli ve daha sonra dağlara bakmalısınız. Çünkü dağlar Beverly Hills’in kuzeyinde kalmaktadır! Bütün bunları okurken Japonca gibi gelse de aslında hepsi birkaç ay bu şehirde yaşamanıza bağlıdır.
LA suç oranı yüksek bir şehir olarak bilinse de, bunca farklı kültürün çok yoğun olarak konuşlandığı bir şehirde bu oran normal sınırların oldukça altındadır. Hatta son yapılan araştırmalara göre, LA Amerikan şehirleri arasında suç oranı olarak ilk 15’e girmemektedir. Tabii ki her gelen turiste veya öğrenciye yapabileceğimiz önemli bir uyarı South Central ve Watts gibi bölgelerden uzak durmasıdır.
Genel olarak doğuya gittikçe havanın ısınmasını ve hava kalitesinin düşmesini beklemelisiniz. Sıcak hava ile birlikte en büyük hava kirliliği LA’in üzerine yaz aylarında çökmektedir.
Yaşam tarzı olarak şehire baktığınızda son derece rahat giyimli ve dünyanın en konforlu araçlarını süren bir nüfusla karşılaşacaksınız. LA’de herşey New York’un tam tersidir. Hayat standardı çok yüksek, kazandığınız para ile yaşamanız çok daha kolay, kıyafetleriniz çok daha ince ve kısa, evleriniz çok daha büyük, güneşiniz ise daimidir. Doğu sahilinin kalabalığına karşılık Batı sahili geniş toprağı nedeniyle çok daha boş görünmektedir.
Mesafelerin uzunluğu ve araç satışlarındaki inanılmaz imkanlar ve fiyatlar nedeniyle LA’de toplu taşıma diğer şehirlere oranla ölüdür. Hemen hemen her noktaya otobüs olmasına rağmen toplu taşıma araçları her zaman boştur ve taksiler bazen gün içinde rastlayamayacağınız kadar nadirdir. Zaten bu kadar büyük mesafelerde taksiye binmeyi de istemezsiniz! Acil bi durum anında taksiler sadece telefonla yola çıkarlar ve trafiği de göz önüne alırsanız taksiye yarım saat önceden haber vermeniz gerekecektir.
Bunun yanısıra LA, dünya üstü açık araba tüketiminin merkezidir. Senenin yaklaşık 10 ayı boyunca hiç rahatsız olmadan üstü açık arabanızın keyfini sürebilir, korkmadan da hemen hemen her tarafa park edebilirsiniz. Muhtemelen doğru olan bir söylentiye göre Ford şehirde araba satışlarını arttırabilmek için zamanında toplu taşıma aleyhine oldukça büyük bağışlar yapmıştır. Bugün kesenize gore LA’de 1000 hatta 500 dolardan başlayarak araba bulabilirsiniz. Tabii 1000 dolarlık aracın sene içinde size 2000 dolar masraf çıkarabileceğini de unutmayın!!
Washington D.C.
Amerika denilince akla ilk gelen görüntü New York'daki ünlü Özgürlük Anıtı ise ikincisi de beyaz kubbeli yapı olarak da tanınan ve deyim yerindeyse Amerika'nın alamet-i farikası olarak bilinen Washington D.C.'deki "Capitol Hill" dir.
Amerika Birleşik Devletleri'nin parlamentosu olarak tanımlayabileceğimiz bu yapı, genel yanılgının aksine, Amerika devlet başkanlarının ikamet ettiği "Beyaz Saray"dan tamamıyla farklı bir binadır. 'Capitol Hill'e, Beyaz Saray'a, Washington Anıtı'na, duvarlarında demokrasi tarihini etkileyen yazıları ile Lincoln Memorial ve Jefferson Memorial'a ev sahipliği yapan Washington D.C. Amerika'da bir eyalete bağlı olmayan tek şehirdir. Columbia bölgesinde (D.C. , District of Columbia) bulunan bu şehir A.B.D.'nin başkenti olduğu için özerk bir yapıya sahiptir.
Capitol Hill ile Washington Anıtı arasında uzanan ve The National Mall adı verilen alan, içinde barındırdığı müzeleri, galerileri ve botanik bahçesi ile adeta dünyanın ve insanlığın gelişimini bir çırpıda size anlatacakmış gibi durur. Bu alandaki müzelerde, Ay'dan getirilen bir taşa dokunabilir, dünyanın en büyük canlıları olan dinazorlarla tanışabilir, kataloglardan görmeye alışık olduğunuz resim ve heykel ustalarının eserlerinin orijinallerini yalnızca 30 cm mesafeden inceleyebilirsiniz.
"The National Mall"dan Washington Anıtı'na oradan da "Lincoln Memorial"a uzanan ve bir zamanlar savaş karşıtı en büyük gösterilere tanık olan Washington D.C. meydanlarında bugün yeşillikler içerisinde yürürken size eşlik eden sincapları görebilirsiniz. "Lincoln Memorial"ın merdivenlerinde yürürken kulağınıza çalınan Martin Luther King'in "I have a dream... " diye başlayan o ünlü konuşması, "Forest Gump" filminde Tom Hanks'in konuşma yaptığı havuzu, pek çok ajan-savaş romanlarında okuduğunuz meşhur "Pentagon"u, bir piranha ya da köpek balığını besleyebileceğiniz "National Aquarium"u ile Washington, gündüz olduğu kadar gece de kendisini ziyaret edenlere cömert davranan bir şehir...
New York'tan gelen ünlü müzikallerden tiyatrolara, açık hava konserlerinden, küçük latin - reggae - jazz kulüplerine kadar pek çok seçenek Amerikalılar'ın deyimiyle "D.C."de sizleri bekliyor olacak. Hızlı yaşamı seven MeZUN'lara tavsiyemiz Georgetown'ı ve Adams Morgan'ı görmeden gitmemeleri. Bunların yanısıra ülkenin önde gelen saygın üniversitelerini de bünyesinde barındıran Washington D.C., akademik açıdan da ayrı bir çekiciliğe sahiptir.
San Francisco
San Francisco körfezine, Golden Gate köprüsüne ve Pasifik Okyanusu’na bakan evler, rengarenk bir kültür, dünyanın tartışmasız en iyi restoranları ve iki taş atımı ötede rüya güzellikte şehirler...
San Francisco’yu anlatmak için kısa fakat yetersiz bir başlangıç olacaktır... ama dediğimiz gibi bu zaten sadece bir başlangıç.
Batının incisi bu şehirde bir arada huzur içinde yaşayan bir düzineye yakın kültür aynı zamanda şaşırtıcı biçimde kendi özkültürüne bağlı kalmayı başarabilmiş, bu şekilde bu körfez şehrine ayrı bır lezzet katmıştır. 1700’lerde Portekizliler, İspanyollar ve İngilizlerin körfezi keşfi ile başlayan San Francisco hikayesi, 1848’de California’da altın bulunması ile dünyanın her tarafından onbinlerin körfeze akını ile devam etmiş ve 1849 yılında geçici çadırlarda yaşayan 20 bin nüfuslu bir efsaneye dönüşmüştür.

18 Nisan 1906 depremi ile başlayan büyük yangın kontrol edilemez şekilde 3 gün devam edince şehrin tüm iş merkezi tahrip olmuş ve şehrin göbeğinde 497 blokluk bir bölge yokolmuştur. 2500 kişinin hayatına ve o günkü değeri ile 350 milyon dolara malolan bu yangının külleri soğumadan San Francisco’nun yeniden inşaasına başlanmış ve şehir bugüne dek uzanan bir yenilenme sürecine girmiştir.
San Francisco Batı'nın Wall Street'i, finans merkezidir. Sisler arasinda bir şehirdir. Herkesin ilk aklına gelen elbetteki Golden Gate Köprüsü… Yapılması dört yıla ve 35 milyon dolara mal olan köprü 1.2 mil uzunluğunda ve bir mühendislik harikası ve efsanesi. Bay Bridge ise şehri Contra Costa ve Alameda bölgesine bağlayan ikinci uzun köprüdür.
Şehri tanımaya Cable Car'la (tramvay) başlamak en akıllıcasıdır. En hareketli ve işlek cadde Market St.' den Fisherman's Wharf'a uzanan eşsiz bir keyif turu. Sonra PIER 39 ve Ghirardelli Square'i görmeden sakın dönmeyin. North Beach'de İtalyan esintisi hissedilirken , Mission District bölgesinde Meksika ve Latin özellikleri hakimdir. Japantown ve Chinatown adından anlaşılacağı gibi minyatür Asya gibidir ve kesinlikle görülmelidir.
Keskin virajlı bir yolda araba kullanacağım derseniz, Lombard Caddesine buyurun: 40 derece eğimli sekiz keskin viraj. Her şehirde ünlü bir meydan vardır. San Francisco'nunki de Union Square'dir. İnsan kalabalığı görmek ve güzelliğine hayran kalmak işten bile değildir. San Francisco şehri genel itibariyle büyüktür fakat San Francisco Bay Area denilen bütün sahil kesimini de katınca daha da büyümektedir.
Alcatraz... ünlü hapishane! Zamanında ağır suç işleyenlerin sürüldüğü bu adaya şimdi insanlar kendi istekleriyle akın ediyorlar. Amerika'nın bazı şehirlerinde arabaya şiddetle ihtiyaç duyulurken San Francisco sunduğu toplu taşıma olanakları ile oldukça pratiktir. Hemen hemen heryere ulaşan otobüsler ve özellikle BART (hızlı tren) insanı teknolojinin günümüzde geldiği seviyeye hayran bırakır.
San Francisco şehrinin 3 tarafı denizle çevrilidir ve toplam 128 km kare alan üzerine kurulmuştur. Toplam 43 tepe vardır. Nüfus olarak yaklaşık 780,000 kişi yaşamaktadır. Kilometrekareye düşen insan sayısına göre New York'tan sonra ikinci en yoğun şehirdir. Yıllık 17 milyon ziyaretçinin geldiği tespit edilmiştir. Yıllık hava sıcaklıkları 70F (21C) ila 40F(5C) arasında değişmektedir. Sabah ve akşam sisleri bazen yağmuru aratmayacak kadar yoğun ve meşhurdur. Okyanusun ılımanlaştırıcı etkisinden dolayı kar yağmaz.
Şehir içi telefon kodu 415’tir ve 35 sent karşılığı kulübelerden şehir içi görüşme yapılabilir. Taksi ve restoranlarda %15 bahşiş normal sayılır. Alkol satışı için minumum yaş 21 olmasına rağmen sigara ve tütün kullanımı birçok yerde yasaktır.
Boston
New England Bölgesi'nin Massachusetts eyaletinde bulunan Boston şehri, hem kültürel hem de tarihsel geçmişi ile Amerika'nın önemli şehirleri arasında yer alıyor.
Boston şehrinin adı, bölgeye ilk yerleşen Puritan mezhebine bağlı İngilizler tarafından, İngiltere'deki Boston kasabasında da olduğu gibi St. Botolph's Town kelimesinin kısaltılmasıyla oluşmuş. Şehirde İrlandalı ve İngilizlerin ağırlığı göze çarpsa da her ülkeden insanı bir arada görmek mümkün.
Boston, 1700'lerden bu yana Harvard ve MIT gibi Amerika'nın birçok ünlü üniversitesine ev sahipliği yapmaktadır. Boston şehri hem çevresindeki üniversitelerin artan popülariteleri, hem de son yıllarda hızla gelişen ticari bir merkez olmasıyla büyük oranda göç almaktadır. New England bölgesinin soğuk iklimi, Atlantik Okyanusu kıyısındaki Boston'u oldukça olumsuz şekilde etkilemektedir. Kasım ve Mart ayları arasında etkisini gösteren soğuk ve kar çoğu zaman yaşam koşullarını zorlaştırsa da Boston çalışmak veya okumak için ideal ve güzel bir şehirdir.
Miami
Florida eyaletinin gözde şehirlerinden biri olan Miami, Amerika'nın diğer şehirlerinin klasik yapısına oranla farklı görüntülere ve kültürlere sahip tri-ethnic bir şehirdir. Halkın çoğunluğu 'hispanic' olarak adlandırılan Kübalılardan, Haitililer ve Karayipliler'den oluşmaktadır. Bu nedenle de Miami şehrinin yapısı bu ırkların kültürlerini ve canlılığını yansıtır. Şehirde konuşulan ağırlıklı dil İspanyolca'dır. Miami nehri etrafında kurulmuş olan şehir, mükemmel kumsalları, 24 saat yüreğinizi hoplatacak gece hayatı ve dünyaca ünlü gemi seyahatlerinin (cruise) merkezi olması gibi özelliklerinden dolayı Amerikalılar tarafından "Magic City" (Sihirli şehir) olarak isimlendirilmiştir.
Amerika'daki meşhur hortumların oluştuğu yerlerden biri olan Miami'de sene boyu ortalama sıcaklık 24 derece civarındadır. Bunun yanında genelde sıcak olan Miami'de tropikal iklimin etkisi olarak bol bol yağmur yağmaktadır. Gezmek için gelenlere tavsiyemiz Ocak-Mayıs ayları arasında gelmeleri. Yaz aylarını tercih ederseniz hem bunaltıcı sıcaklar hem de ikindi de yağmurlarıyla karşı karşıya kalabilirsiniz.
<< Geri Dön