HAYALLERİNİZİN PEŞİNDEN GİDİN!
İngilizce öğrenmek, hepimizin okul sıralarından itibaren sorunu olmuştur. Lise ve hatta ortaokul yıllarından başlayan bir gelecek kaygımız oluşur ve eğitimimizi isteklerimiz doğrultusunda gerçekleştirmeye çalışırız. Ama üniversitede hangi bölümü okursak okuyalım “İngilizce” karşımıza kara bir duvar gibi çıkacaktır.
Kariyerimizde ileriye gidebilmek için İngilizcenin olmazsa olmaz olduğunu anladığımızda bir arayış içerisine gireriz. Öncelikle Türkiye’deki İngilizce kursları ile görüşülür, belki gidilir. Ancak sonunda buradaki İngilizce kurslarının yetersiz olduğu ve bu işin “yerinde” öğrenilmesi gerektiği anlaşılır.
Deneyimlerime dayanarak söylüyorum ki, İngilizcenin en iyi öğrenme yeri Türkiye değil, bu dili ana dili olarak konuşan ülkelerdir(Kanada, Amerika, İngiltere).
Ben de sizler gibi İngilizcesiz hiçbir şeyin olmayacağına karar verdiğim anda önce Türkiye’de bir kursa gittim. Ancak anladım ki kurs bana yalnızca bu dilin gramerini öğretiyor. Ancak iş konuşmaya geldiğinde pratik kısmının teori kısmından daha zor olduğunu anladım. İşte böylelikle İngiltere yolculuğum başlamış oldu. Orada kaldığım 1,5 yıl süresince düzenli olarak okula gittim. Okulda gösterilen gramerin tabii ki Türkiye’de aldığım eğitimden bir farkı yoktu. Gramer aynıydı ancak tek ve en önemli fark bu dili konuşmak zorunda olduğunuzdu. Ben, İngiliz bir ailenin yanında kalıyordum ve birbirimizle anlaşmamız için İngilizce konuşmaya MECBURDUK. En basit ihtiyaçlarınızı bile dili konuşmadan yapamazdınız. İşte bu sebeple evde, okulda, markette yani her yerde İngilizce duymaya, konuşmaya ve söylenenleri anlamaya başlamıştım. Bu, ilk başlarda çok tuhaf geliyordu. Yabancı arkadaşlarımın olması, değişik kültürler tanımak…
3 hafta geçmişti ki artık iyice adapte olmuş ve fark etmiştim ki ben İNGİLTEREDEYDİM! Öyle ki ailemle telefonda konuşurken bile bazı kelimelerin İngilizcesi Türkçesinden daha önce aklıma geliyordu ki bu çok iyi bir aşamaydı benim için. Ailemden ilk defa ayrılıyordum ve ister istemez içimde bir korku vardı ilk başlarda ama inanın o kadar çabuk alışıyorsunuz ki her şeye hiçbir şey size zor gelmiyor ve her işi kendiniz yaptığınız için kendinize güveniniz de artıyor her yaşadığınız olayla birlikte.
1,5 sene boyunca aileme yük olmamak için bir cafede çalıştım. Şimdi hem kendi paramı kazanıyor, hem de İngilizceyi daha çok kullanabilme şansım oluyordu.
18 ayda birçok tecrübe yaşamış olan ben sizlere tek bir şey söylüyorum: GİDİN! İngilizceyi Türkiye’de öğrenmekle uğraşmayın, vakit kaybetmeyin. Gidin ve yerinde öğrenin. Gidin ve yeni yerler, yeni kültürler keşfedin. Gidin, en önemlisi kendinizi keşfedin, yapabileceklerinizi görün. Türkiye’ye döndüğümde artık ben o eski Dilara değildim. Artık ufkum genişlemiş, insanlara, olaylara çok çok farklı bir açıdan bakıyor, olayları ona göre yorumluyordum. İngilizce öğrenmenin yanında bu yaşadığım yurtdışı deneyimi inanılmaz şeyler kattı bana. O yüzden sizlere tekrar tekrar söyleyeceğim şey arkanıza bakmayın ve kariyeriniz için, hayatınız için yurtdışı deneyimini mutlaka ama mutlaka yaşayın.
Size kattıklarınızı gördüğünüzde o rüyadan keşke hiç uyanmasaydım diyeceksiniz. 1,5 senede yaşadığım her şey bir film gibiydi. Kendimi her an bu filmin karesindeki baş artist gibi hissettim. Siz de kendi filminizi yaratın ve dil öğreniminizi ertelemeden yolculuğunuza başlayın. Sonunda İngilizce öğrenmenin yanında yaşadığınız harika anılarla hayatınıza yeniden başlayacaksınız. Ama bu sefer farklı biri olarak…
İyi yolculuklar…
Dilara Keserkaya